Ankara'dan yüreğim dolu döndüm. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın (YTB) değerlendirmesi sonucunda, Türk dünyasının farklı ülkelerinden seçilen 24 akademisyen arasına girmek ve Türk Dünyası Yükseköğretiminde Ortaklık Sertifika Programı'nı tamamlamak benim için büyük bir onurdu.
Azerbaycan'dan Kazakistan'a, Kırgızistan'dan Özbekistan'a, Türkmenistan'dan Macaristan'a, Türkiye'den KKTC'ye — sekiz ülkeden meslektaşlarımla aynı masaya oturduk. Yükseköğretim politikalarını, kalite güvencesini, dijital dönüşümü ve yapay zekâyı, bilim diplomasisini, öğrenci hareketliliğini ve üniversite-sanayi iş birliğiyle bölgesel kalkınmayı konuştuk. Her sohbetten yeni bir fikirle kalktım.
KKTC'yi böyle bir masada temsil etmek gurur vericiydi. Ama açık konuşayım: orada kurduğum her bağlantıyı, dinlediğim her tecrübeyi aklımın bir köşesine hep aynı soruyla kaydettim — bundan Tatlısu'ya ne kazandırabilirim?
“Bu birikimi Tatlısu'ya taşımak istiyorum” derken kastım tam olarak bu. Akademik başarı bende kalırsa yalnızca bir satır özgeçmiştir; halkıma hizmete dönüşürse anlam kazanır. Türk dünyasının birikimini KKTC'ye, KKTC'nin sesini Türk dünyasına taşımak istiyorum — ve bu köprünün bir ayağı da doğup büyüdüğüm Tatlısu olacak.
Eğitimde, teknolojide, gençlik programlarında, uluslararası ilişkilerde ve ekonomik kalkınmada Tatlısu'nun önüne yeni kapılar açılabilir; ben bu kapıların adresini artık biliyorum. Belediye başkanı seçilirsem bu birikimi beldemin hizmetine sunacağım — bunun heyecanını şimdiden taşıyorum.
Yolumu “Dilde, fikirde, işte ve eğitimde birlik” sözü aydınlatıyor. Özetim ise hep aynı: Bilgiden hizmete, tecrübeden geleceğe…






